Geleceğinize Açılan Kapı...
Menu
Menu
Tüm Sorularınız İçin
Tüm Sorularınız İçin
Osmaniye Korkut
Ata
Bize Ulaşın
Telefon +90 000 000 00 00
Bizimle İletişime Geçin! Biz Sizi En Kısa Süre İçerisinde Arayalım.
Tüm Sroularınız İçin
Tüm Sroularınız İçin
Talep Formu
Bize Ulaşın
Telefon 0462 334 05 50
Bizimle İletişime Geçin! Biz Sizi En Kısa Süre İçerisinde Arayalım.
Limantepe Sualtı Kazısı

Liman Tepe Sualtı Kazısı

İlk kez 1995 yılında farkedilen bir hava fotoğrafında, Liman Tepe’nin hemen kuzeyinde deniz altında uzanan mimari bir düzenleme olduğu tespit edilmiştir. Yerleşmenin Erken Tunç Çağı II dönemine ait topografik yapısıyla tam bir uyum gösteren bu düzenleme, karayı deniz kesiminden oval bir şekilde çevreleyerek tekrar karaya bağlanmaktadır. Erken Tunç Çağı II savunma sisteminin devamı şeklinde uzanan bu mimariyle bağlantılı, kuzeybatıya doğru uzanan masif bir mendirek ve buna bağlı daha küçük bir dalgakıran tespit edilmişir.

Hava fotoğrafı üzerinde görülen bu kalıntılar üzerine, Liman Tepe kazı ekibi tarafından 1995 ve 1996 yıllarında deniz altında yapılan ölçüm ve çizim çalışmaları sonucunda bu mimari kalıntıların ilk planına ulaşılmıştır. 40 m. genişliğinde ve 135 m. uzunluğundaki ana yapı karadan başlayarak deniz içine bir yay şeklinde uzanmakta ve 25 m. uzunluğundaki ikinci unsur da uca yakın bir noktada yaklaşık 90 derecelik bir açıyla ana yapıya bağlanmaktadır. Liman Tepe’nin bir liman kenti olarak Ege deniz ticaretinde önemli bir rolünün olduğu arkeolojik verilerle de desteklenmişken, bugün deniz altında kalmış olan bu kalıntıların eski bir limana ait olması oldukça güçlü bir olasılığı yansıtmaktaydı. Özellikle bu oluşumun Erken Tunç Çağı yerleşimiyle bir bağlantısının olup olmadığı sorusu üzerine, bu kalıntıların karada açığa çıkarılan sistem ile karşılaştırması yapılmış ve hem topografik düzenleme hem de mimari teknik açıdan bu kalıntıların aynı döneme ait olabileceği düşünülmüştür. Bu durumun arkeolojik kanıtlarla desteklenebilmesi ve kalıntıların tarihlemesinin yapılabilmesi amacıyla da Liman Tepe’de su altı kazılarını gerçekleştirilmesine karar verilmiştir.

İsrail’de Haifa Üniversitesi uzmanları ile gerçekleştirilen görüşmeler sonrasında Ankara ve Haifa Üniversiteleri tarafından ortaklaşa gerçekleştirilecek bir sualtı kazı projesinin temelleri atılmış ve 2000 yılında ilk kazı sezonu gerçekleştirilmiştir. Ankara Üniversitesi adına Prof. Dr. Hayat Erkanal ve Haifa Üniversitesi adına Prof. Michal Artzy ve merhum Prof. Avner Raban’ın eş-başkanlığında başlayan proje 2000 yılından bu yana kesintisiz olarak devam etmektedir.

Liman Tepe’nin sualtında kalan kesiminin karakterini anlamak ve tarihlemesini yapabilmek amacıyla başlatılan sualtı kazıları yanında tarihsel süreç boyunca değişen kıyı çizgisinin belirlenmesi ve tarih öncesi dönemlerde Liman Tepe’yi çevreleyen atmosferi ve bölgede gerçekleşen tektonik olayları daha iyi anlayabilmek amacıyla Kanada McMaster Üniversitesi’nden Dr. Joe Boyce ve Dr. Eduard Reinhardt başkanlığında gerçekleştirilen jeofizik ve jeomorfolojik çalışmalar da sualtı kazılarıyla eş zamanlı olarak sürdürülmektedir.

Sualtı kazıları kendine özgü birtakım uygulamalar ve adaptasyonlar dışında, teknik ve uygulama olarak hemen hemen karadakine benzer yöntemlerle sürdürülmektedir. Deniz tabanı altındaki tabakalaşmayı anlamak ve mendirek yapısının karakterini ortaya koymak amacıyla farklı alanlarda kazı çalışmaları yürütülmektedir.

Su altı kazılarının önemli bir bölümü limanın iç kesiminde gerçekleştirilmektedir. Tıpkı karada olduğu gibi bu alanda da stratigrafik bir gelişimin olup olmadığını anlamak amacıyla derinleşilmektedir. A alanı olarak adlandırılan açma liman içerisinde, mendirek yapısıyla dalgakıranın birbirine bağlandığı köşede yer almaktadır. Çalışmaların amacı, dalgakıranla mendireğin birbiri ile olan ilişkisine bir açıklık getirmek ve bunların mimari inşa teknikleri hakkında bilgi edinmekti. Bu alanda ilk yıl gerçekleştirilen kazılarda mendireğin eğimli yüzeyi üzerine saçılmış, derine doğru devam eden büyük pithos parçaları tespit edilmiştir. İlk anda bunların bir batık kargosu olma ihtimali belirmişse de, bu yönde herhangi bir buluntu ele geçmemiştir. Tipolojik karşılaştırmalar bu örnekler için Klasik dönemden Roma Çağı’na kadar çok geniş bir aralığı yansıtmaktadır. Pithoslar karada olduğu gibi, gemilerde de depolama amaçlı ve içindeki ürünleri deniz suyu serpintisinden korumak amacıyla kullanılmaktaydı. Bu parçalarla beraber herhangi bir batığa işaret eden buluntuların ele geçmemesi yanında, bu parçaların mendirek yapısı üzerinden aşağıya doğru yayılmış bir şekildeki konumları da burada ikincil bir depozit olarak bulunduklarını düşündürmektedir. Hiçbir parçanın birbiriyle uyuşmaması da bu görüşü desteklemektedir.

Liman içinde bugüne değin gerçekleştirilen çalışmalarda, günümüz deniz tabanının 2-3 m. altında çok sayıda seramikle birlikte hayvan kemikleri, ahşap parçalar ve zeytin çekirdekleri gibi organik malzemenin de ele geçtiği bir eski deniz yatağı saptanmıştır. Seramik örnekler ışığında bu taban M.Ö. 600’e (Arkaik Dönem) tarihlenmektedir. Seramik örneklerin ele geçtiği seviye, mendirek kısmında da aynı şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bundan hareketle bu ikincil yapının Arkaik deniz tabanı üzerine oturduğu söylenebilir.

Dalgakıranın ucuna doğru açılan ve A3 alanı olarak adlandırılan kesitte gerçekleştirilen çalışmalarda bu yapının iç yapısı ve inşa karakterinin anlaşılması hedeflenmektedir. Bu çalışma sonucunda dalgakıranın inşasında çoğunlukla, tıpkı mendirekte olduğu gibi, beyaz renkli levha halinde kireçtaşlarının (Urla taşı) kullanıldığı anlaşılmıştır. Aynı taş cinsi özellikle Erken Tunç Çağı II savunma sisteminin inşasında da kullanılmıştır. Dalgakıranın inşaat tekniğinin araştırılması sırasında yer yer düzgün inşa edilmiş taş sıraları açığa çıkarıldıysa yer yer yığma şeklinde taşlarla da karşılaşılmıştır. Dalgakıran ve mendirek, tıpkı karada açığa çıkarılan savunma sistemi gibi aşağıya doğru meyilli olarak genişleyen bir yapıya sahiptir. Araştırmalar sonucunda bu yapının Arkaik döneme tarihlenen liman içinde sakin ve güvenli bir ortam yaratmak için inşa edilmiş dalgakıran olduğu kesin bir şekilde ortaya konmuştur.

Bunu destekleyen diğer bir buluntu Arkaik deniz tabanının yaklaşık 70 cm. altında açılı bir durumda ele geçen ahşap-metal karışımı buluntudur. Koruyucu metal baş kısmı, parçanın sediman içindeki duruş açısı ve dalgakıranla ilişkili olarak konumu bunun ahşap bir çıpanın kırık kolu olduğunu göstermektedir. Tipolojik açıdan tek kollu çıpaların bir örneğini yansıtan bu buluntu, alanda denizcilik aktiviteleriyle ilgili olarak ele geçen en önemli buluntu olmasının yanı sıra, dünyadaki en eski örneklerden birini yansıtması açısından da ayrı bir öneme sahiptir.

Mendireğin kuzeyinde C alanında gerçekleştirilen çalışmalarda, Osmanlı dönemine ait bir kadırgaya ait olabilecek çeşitli kalıntılara rastlanmıştır.

Batık bir gemiye ait olan çeşitli ahşap parçaları yanında kazı çalışmalarının başlamasından önceki yıllarda aynı alanda ele geçen top gülleleri ve sırlı seramik, bu kalıntının olasılıkla büyük mendireğe çarpıp parçalanan bir gemiye ait olduğunu göstermektedir.

D alanı olarak adlandırılan kazı alanı mendireğin üst kısmında yer almaktadır. Bu açmada yüzeyde mimari düzenlemelere ait olabilecek sıralı taş düzenlemeleri tespit edildiyse de bu kalıntılar herhangi bir bütünlük göstermemekte ve bağlı bir tabakayla ilişkilendirilmemektedir. D alanında gerçekleştirilen çalışmalarda stratigrafik bir gelişimin olup olmadığının anlaşılması amaçlanmıştır. Bu bağlamda mendireğin inşaatı hakkında daha detaylı verilere ulasılması planlanmaktadır.

Bu alanda gerçekleştirilen çalışmalarda – 5.30 metreye kadar inilmiş ve çoğunlukla Arkaik döneme ait çeşitli dolgulara rastlanmıştır. Bol sayıda fındık, zeytin çekirdekleri ve çeşitli karbonlaşmış kalıntılara da rastlanılan bu alanda, Arkaik döneme ait boyalı ve boyasız çok miktarda seramik tespit edilmiştir. Amphoralar, mutfak kullanımına uygun örnekler yanında boya bezeli ve kaliteli çok sayıda seramik oldukça ilgi çekicidir. Kapların büyük çoğunluğunun içinin bir çeşit reçineyle kaplı olması, bunlar içerisinde taşınan zeytinyağı ve şarap gibi maddelerin sızmasını önlemek amacıyla yapılmış olmalıdır. Bu dönemde özellikle zeytinyağı üretimi konusunda önemli bir merkez olduğunu bildiğimiz Klazomenai’ın limanı olarak kullanılmış olması gereken bu alanda, bu tipte malzemelerin ele geçiyor olması, Klazomenai zeytinyağlarının ithal edilişi ve ne tür kaplar içeriside ithal edildiği hakkında önemli veriler sunmaktadır.

D alanında daha da derinleşildiğinde daha erken dönemlere ait tabakalara girildiği görülmüştür. 2003 sezonu sonunda büyük ihtimalle Geç Tunç Çağı’na ait olması gereken seramik örneklerinin yoğunlaşmaya başladığı göze çarpmıştır. Kazılar sırasında yer yer Orta Tunç Çağı veya Erken Tunç Çağı’na ait seramik parçaları da karışık olarak ele geçmektedir.

Sualtı kazıları ile paralel olarak gerçekleştirilen jeomorfoloji çalışmaları çerçevesinde antik çağlardaki kıyı çizgisi ve Liman Tepe ile çevresinin tarih öncesi dönemlerdeki topografik yapısının belirlenebilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda karada günümüz kıyı çizgisi boyunca, Liman Tepe yerleşmesi içerisinde ve çevredeki dere yatakları ile alüvyonlu alanlarda çeşitli jeolojik sondajlar yapılmış ve analizlerinin yapılması amacıyla toprak örnekleri alınmıştır. Karadan alınan örnekler yanında, sualtında liman olarak tanımlanan alan içerisindeki depozitlerin ne kadar derine gittiğini saptamak amacıyla “water jetting” çalışmaları yapılmış bunun yanında vurmalı ve titreşimli metodlar kullanılarak su altından sediman örnekleri toplanmıştır. Ayrıca Echo-Sounder ve sismik kesit yöntemleriyle de jeofizik araştırmalar yürütülmektedir. Benzer örnek toplama çalışmaları limanın dışında kalan alanda ve karada da bazı kesimlerde yürütülmektedir. Bu farklı alanların sonuçları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir.

Bu tür araştırmalar, kazı çalışmalarında elde edilen verilerin karşılaştırmasının yanında farklı boyutlar da sunmaktadır. Doç. Dr. Joe Boyce ve ekibi tarafından Liman Tepe sualtı kazı alanı ve çevresinde gerçekleştirilen taramalar sonucu, deniz tabanı altında çok sayıda olası arkeolojik depozit ve mimari kalıntılar saptanmış, bunun yanı sıra Karantina Adası’nın doğusunda bugüne dek bilinmeyen bir mendirek kalıntısı da tespit edilmiştir. Adanın batı tarafında Klasik dönemde kullanılmış bir liman olduğu bilinmekteydi. Kesin tarihlendirme için detaylı çalışmalar gerekmesine rağmen bu yeni kalıntı da olasılıkla aynı dönemde kullanılmış ikinci bir liman tesisi olmalıdır.

Bugüne kadar sürdürülen kazı çalışmaları sonucunda gelinen noktada, Liman Tepe’nin Ege denizi altında kalan kesiminde en azından Arkaik dönemden itibaren liman olarak kullanılmış bir mimari düzenlemenin varlığı kanıtlanmıştır. Eldeki veriler bu liman düzenlemesinin ilk inşasının daha erken dönemlere tarihlenebileceğini göstermektedir. Bu bağlamda sualtı kazıları önümüzdeki sezonlarda daha detaylı bir stratigrafi elde edebilmek amacıyla derine doğru devam edecektir.

Liman tesislerinin kullanımının ne zaman sona erdiği tam olarak anlaşılamamakla beraber, büyük olasılıkla, bu yapıların, sualtında kalmalarından önce işlevlerini yitirdikleri düşünülmektedir. Bunu gösteren en önemli kanıt, liman tabanının kalın bir çamur tabakasıyla kaplı olmasıdır. Bu tür bir tabaka ancak korunumlu / düşük-enerji seviyesi koşullarında oluşabilir. Diğer bir deyişle, ancak kalıntıların su üstündeyken, iç kesimde korunaklı, lagün benzeri bir ortam oluşturması sonucu çökelmiş olabilir. Bu tabaka içinde seramik ya da diğer buluntuların çok az sayıda ele geçmesi de çamur tabakasının çökelmesi sırasında liman alanında hiç aktivite olmadığını ya da çok az bulunduğunu göstermektedir.

Liman Tepe’de interdisipliner bir şekilde yürütülen sualtı çalışmaları çok önemli bir olguyu da gündeme getirmiştir. Özellikle Batı Anadolu gibi deniz seviyesi değişimlerinin ve tektonik hareketlerin tarih boyunca çok yoğun olarak yaşandığı bölgelerdeki sahil / kıyı yerleşimlerinde yürütülen arkeolojik çalışmalar mutlaka sualtı boyutu da düşünülerek değerlendirilmelidir. Bu sayede olaylara daha geniş bir perspektiften ve bütüncül bir şekilde yaklaşmak mümkün olmaktadır.

Sualtı araştırmaları gerek maliyet gerekse teknik donanım yüzünden ülkemizde arkeologlar tarafından ne yazık ki çok önemsenmemiş hatta göz ardı edilmiştir. Bunun sonucunda, dünyadaki gelişime de paralel bir şekilde, bu alandaki çalışmalar daha çok disiplin dışından araştırmacılar tarafından yürütülmüş ve amatör düzeyde kalmıştır. Oysaki, bugüne dek gerçekleştirdiğimiz çalışmaların da gösterdiği gibi, bir dalgıcı arkeolog yapmaktansa bir arkeoloğu dalgıç yapmak çok daha kolaydır. Anadolu gibi üç yanı denizlerle çevrili bir coğrafyada sualtı kültür varlıklarının zenginliği ve önemi şüphe götürmez bir gerçektir. Ne yazık ki, bunu değerlendirmek bir yana bu konuda henüz kapsamlı bir envanter çalışması bile mevcut değildir. Bu yüzden, bu konunun ilgili tüm kurum ve kuruluşların da katkıları sağlanarak, bilimsel bir düzeyde ele alınıp – gerekli yasal düzenlemelerin de gerçekleştirilmesiyle – değerlendirilmesi gerekmektedir.

Liman Tepe’de çok boyutlu ve uluslararası kapsamda yürütülen çalışmalar Türkiye’de bu alanda bir ilki temsil etmekle beraber, Ankara Üniversitesi mensupları ve öğrencilerinden oluşan deneyimli bir kadronun bu alanda yetişmesine de olanak sağlamaktadır. Bunun sonucunda, Urla merkezli olarak 2006 yılında resmen faaliyete geçen Ankara Üniversitesi Sualtı Arkeolojik Araştırma ve Uygulama Merkezi, 2015 yılında inşaatı tamamlanan Ankara Üniversitesi Mustafa V. Koç Deniz Arkeolojisi Araştırma Merkezi kampusuyle gerek ekip gerekse teknik donanım olarak tüm ihtiyaçlarını tamamlayarak çalışmaları bağımsız olarak yürütecek bir konuma gelmiştir. Bu sayede, Türkiye’de büyük eksikliği duyulan ve arkeolojik açıdan çok önemli bulgular sunan bir alanda, Deniz Arkeolojisi Araştırma Merkezi sayesinde Urla merkezli büyük bir adım atılmış olmaktadır.

havafotosualticalisma3sualticalisma4sualticalisma5OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERA

 

 

İletişim
Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Karacaoğlan Yerleşkesi 80000 OSMANİYE
03288251818
farisdemir@osmaniye.edu.tr